Yıldız Günlüğü · Gelenek

Rûznâme Nedir? Osmanlı'da Uğurlu ve Uğursuz Günler, Eşref Saat ve Ay'ın 28 Konağı

30 Ekim 2026 · 26 dk okuma · Astro Yuvam
RûznâmeOsmanlıEşref SaatAy'ın Konakları

Osmanlı'da bir yolculuğa çıkmadan, bir nikâh kıymadan, hatta saçını kestirmeden önce bakılan bir kitap vardı: rûznâme. Ayın her günü için ne yapılacağını, neden kaçınılacağını ve o gün doğanın nasıl biri olacağını yazan bu metinler, Babil'den Osmanlı sarayına uzanan binlerce yıllık bir geleneğin parçasıdır. Bu yazıda rûznâmenin ne olduğunu, uğurlu ve uğursuz günlerin nasıl belirlendiğini, eşref saatin nasıl hesaplandığını ve Ay'ın 28 konağını anlatıyoruz; bugünün rûznâme gününü ve gezegen saatlerini de canlı olarak görebilirsin.

Bugün Ay takviminin kaçıncı günü olduğu hesaplanıyor…
İçindekiler
  1. Rûznâme nedir?
  2. Rûznâme türleri
  3. Halk takviminde günler: Hızır, Kasım ve fırtınalar
  4. Sa'd ve nahs: uğurlu ve uğursuz
  5. Uğurlu gün geleneğinin kökleri
  6. İslam dünyasında uğurlu gün inancı ve eleştirisi
  7. Hicri aylar ve halk inançları
  8. Bir rûznâme günü nasıl yazılır?
  9. Rûznâmenin gizli deseni: ayın üç dönemi
  10. Bu ayın rûznâme takvimi
  11. Haftanın günleri ve gezegenler
  12. Gezegen saatleri: bugün hangi saat kimin?
  13. Doğduğun günün ve saatin gezegeni
  14. Ezânî saat ve muvakkithaneler
  15. Eşref saat
  16. Müneccimbaşı ve saray takvimi
  17. İhtiyârât: vakit seçme bilgisi
  18. Ay'ın 28 konağı (menâzil-i kamer)
  19. 28 konak tek tek
  20. Rûznâmeler nasıl çoğaldı?
  21. Ay'ı ve konaklarını gökyüzünde izlemek
  22. Rûznâme ile doğum haritası astrolojisinin farkı
  23. Rûznâmeyi bugün nasıl okumalı?
  24. Kendini dene
  25. Sık sorulan sorular

Rûznâme Nedir?

Kısa cevap

Rûznâme, Farsça rûz (gün) ve nâme (yazı, kitap) kelimelerinden oluşan ve “günlerin kitabı” anlamına gelen bir addır. Osmanlı'da iki anlamda kullanılmıştır: yıllık takvim ve ayın, haftanın ya da yılın günlerine uğur ve uğursuzluk yükleyen, hangi gün hangi işin yapılacağını anlatan metin.

Bugün telefonumuzdaki takvim bize yalnızca tarihi söyler. Osmanlı'da bir takvim ise çok daha fazlasını anlatırdı: o günün hangi kandile, hangi bayrama yakın olduğunu, Ay'ın hangi evrede ve hangi burçta bulunduğunu, hatta o gün yeni elbise giymenin, hamama gitmenin ya da yola çıkmanın uygun olup olmadığını. İşte rûznâme, bu bilgilerin hepsini taşıyan metinlerin ortak adıdır.

Kelimenin ilk anlamı doğrudan takvimdir. Osmanlı sarayında her yıl müneccimbaşı tarafından hazırlanan ve padişaha sunulan yıllık takvimlere rûznâme denirdi. Bu takvimlerde hicri ve Rumi tarihler, Ay'ın evreleri, güneş ve ay tutulmaları, mevsim başlangıçları ve önemli günler yer alırdı.

İkinci anlamı ise bu yazının asıl konusudur: günlerin hükümlerini anlatan metinler. Bu metinler ayın her gününü tek tek ele alır, o günü uğurlu (sa'd) ya da uğursuz (nahs) sayar, o güne bir olay bağlar ve yapılacak işleri sıralar. Kimi rûznâmeler hicri ayın 30 gününe, kimileri haftanın yedi gününe, kimileri de Güneş yılının aylarına göre yazılmıştır. Halk arasında çok sevilen bu metinler defalarca kopyalanmış, mecmualara ve cönklere yazılmıştır.

Rûznâmelere yakın başka metin türleri de vardır. Yıldıznâme, kişinin adındaki harflerin sayı değerinden yola çıkarak yıldızını bulmaya çalışan metinlerdir. Saatnâme, günün saatlerinin gezegenlere göre hükmünü anlatır. İhtiyârât ise bir işe başlamak için en uygun vakti seçme bilgisidir. Rûznâme bunların hepsiyle iç içe geçmiş, ama en sade ve en yaygın olanıdır.

Rûznâme Türleri

Rûznâmeleri, günleri neye göre saydıklarına göre birkaç gruba ayırmak mümkündür:

Aynı kökten gelen bir kelime Osmanlı bürokrasisinde bambaşka bir anlam kazanmıştır: rûznâmçe, maliyede günlük gelir ve giderlerin kaydedildiği defterdir. Bu defterleri tutan büroya Rûznâmçe Kalemi denirdi. İki kelimenin ortak noktası, ikisinin de “günü gününe” tutulan bir kayıt olmasıdır.

Halk Takviminde Günler: Hızır, Kasım ve Fırtınalar

Ayların günlerine göre yazılmış rûznâmelerin en canlı mirası, Anadolu'nun halk takvimidir. Bu takvim Güneş yılına, özellikle de Osmanlı'nın kullandığı Rumi takvime dayanır ve yılı iki büyük mevsime ayırır: Hızır günleri ve Kasım günleri. Rumi takvimle 23 Nisan'a, bugünkü takvimle 6 Mayıs'a denk gelen Hızır günü yazın, Rumi 26 Ekim'e, bugünkü takvimle 8 Kasım'a denk gelen Kasım günü ise kışın başlangıcıdır. Hıdrellez kutlamaları bu yaz yarısının açılışıdır.

Bu iki büyük yarının içinde, tıpkı rûznâmelerde olduğu gibi, belirli günlere özel anlamlar yüklenmiştir. Kışın en sert kırk günü erbain, onu izleyen elli gün hamsin diye anılır. Şubat ayında havaya, suya ve toprağa birer hafta arayla düşen üç cemre, baharın yaklaştığını haber verir. Mart ayındaki kocakarı soğukları, baharın ortasında beklenmedik biçimde geri dönen kısa ama sert soğuklardır.

Karadeniz ve Marmara denizcileri için yılın belirli günlerine bağlanmış fırtınalar da bu takvimin parçasıdır. Balıkçılar ve gemiciler, “karakış fırtınası”, “kozkavuran fırtınası”, “çaylak fırtınası” gibi adlarla anılan bu fırtınaların hangi günlerde geleceğini kuşaktan kuşağa aktarmış, denize açılacakları günü bu bilgilere göre seçmiştir. Bu bilgilerin bir kısmı yüzyılların gözlemine dayanan gerçek hava örüntüleridir; bir kısmı ise rûznâme geleneğinin günlere anlam yükleme alışkanlığının devamıdır.

Rûznâmeler ile halk takvimi arasındaki fark, dayandıkları gök cisimlerindedir: rûznâmeler çoğunlukla Ay'ın günlerini, halk takvimi ise Güneş yılının günlerini sayar. Ama ikisinin de amacı aynıdır: belirsiz bir geleceğin içinde günlere bir düzen, işlere bir zaman, insana bir dayanak vermek.

Sa'd ve Nahs: Uğurlu ve Uğursuz

Rûznâmelerin bütün dili iki kelime üzerine kuruludur: sa'd ve nahs. Sa'd Arapçada uğur, talih, mutluluk demektir; Türkçedeki “saadet” kelimesi de aynı köktendir. Nahs ise uğursuzluk, talihsizlik, kötü talih anlamına gelir.

Bu iki kavram önce gezegenler için kullanılmıştır. Klasik astrolojide Jüpiter “büyük uğur” (sa'd-ı ekber), Venüs “küçük uğur” (sa'd-ı asgar) sayılırdı; ikisine birlikte “sa'deyn”, yani iki uğurlu denirdi. Satürn “büyük uğursuz” (nahs-ı ekber), Mars ise “küçük uğursuz” (nahs-ı asgar) kabul edilir, ikisine birlikte “nahseyn” denirdi. Güneş, Merkür ve Ay ise duruma göre bir yana ya da öbürüne yaklaşan, karma gezegenlerdi. “Kırân-ı sa'deyn”, yani iki uğurlu gezegenin kavuşumu, Osmanlı edebiyatında mutlu bir buluşmayı anlatan bir deyim hâline gelmiştir.

Rûznâmeler bu kavramları gezegenlerden günlere taşır. Ay günlerine göre yazılmış rûznâmelerde en yaygın nahs günler listesi şudur: hicri ayın 3, 5, 13, 16, 21, 24 ve 25. günleri. Bu yedi güne “eyyâm-ı nahisât”, yani uğursuz günler denir. Kalan günler (1, 2, 4, 6, 7, 8, 10, 11, 12, 14, 15, 17, 18, 19, 20, 22, 26, 27, 28, 29) uğurlu sayılır; bazı günler ise hem uğurlu hem uyarılı olarak anlatılır.

Bir günün nahs sayılmasının nedeni çoğu zaman o güne bağlanan bir felaket anlatısıdır: Kâbil'in Hâbil'i öldürdüğü gün, Firavun'un doğduğu gün, Nuh kavminin helak olduğu gün gibi. Sa'd günler ise peygamberlerin doğumlarına, duaların kabul edildiği anlara, kurtuluş anlatılarına bağlanır. Böylece rûznâme, takvimi bir tür kutsal tarih anlatısıyla örer: her ay, bu olayların yankısıyla yeniden yaşanır.

Uğurlu Gün Geleneğinin Kökleri

Günleri uğurlu ve uğursuz diye ayırmak, insanlığın en eski takvim alışkanlıklarından biridir. Rûznâmeler bu uzun zincirin Osmanlı'daki halkasıdır.

Babil'in “gün kitapları”

Mezopotamya'da “hemeroloji” denilen metinler, ayın her günü için yapılacak ve yapılmayacak işleri sıralardı. Bu metinlerde kralın, rahiplerin ve halkın belirli günlerde et yememesi, yolculuğa çıkmaması ya da dava açmaması öğütlenirdi. Bazı Babil metinlerinde ayın 7, 14, 19, 21 ve 28. günleri özellikle dikkat gerektiren, kısıtlamalı günler olarak geçer. Ayın günlerine göre yazılmış bu listeler, rûznâmelerin en eski atalarından sayılır.

Mısır'ın Kahire Takvimi

Eski Mısır'dan kalan ve bugün Kahire'de korunan bir papirüs, yılın her gününü “iyi” ya da “kötü” diye işaretler; bazı günler sabah, öğle ve akşam olarak üçe bölünür ve her parça ayrı ayrı değerlendirilir. Tıpkı rûznâmelerde olduğu gibi, bir günün kötü sayılmasının nedeni çoğu zaman o güne bağlanan bir mitolojik olaydır: tanrılar arasında bir savaş, bir öfke ya da bir ölüm. Bazı araştırmacılar, bu takvimdeki iyi günlerin dağılımında, parlaklığı düzenli olarak değişen Algol yıldızının ritmine uyan bir döngü bulduklarını öne sürmüştür.

Yunan şair Hesiodos ve “ayın günleri”

Milattan önce 8. ve 7. yüzyıllarda yaşamış Yunan şair Hesiodos, İşler ve Günler adlı eserinin son bölümünü tamamen ayın günlerine ayırır. Hangi gün ekin ekileceğini, hangi gün koyun kırkılacağını, hangi gün evlenileceğini anlatır. Rûznâmeyle şaşırtıcı benzerlikler vardır: Hesiodos ayın beşinci günlerini “çetin ve korkunç” sayar ve onlardan sakınılmasını ister; rûznâmede de 5. gün nahs günlerdendir. Hesiodos ayın yedinci gününü Apollon'un doğduğu “kutsal gün” olarak anar; rûznâme de 7. günü dua günü olarak niteler.

Ortaçağ Avrupası'nın “Mısır günleri”

Ortaçağ Avrupası'nda her ay iki gün olmak üzere yılda yirmi dört gün uğursuz sayılır ve bunlara Latince “dies Aegyptiaci”, yani “Mısır günleri” denirdi. Bu günlerde yolculuğa çıkılmaması, yeni işe başlanmaması ve özellikle kan aldırılmaması öğütlenirdi. Rûznâmelerde de en sık geçen öğütlerden biri, belirli günlerde kan aldırmaktan, yani hacamattan kaçınmaktır. Aynı öğüdün Avrupa manastırlarında ve Osmanlı mecmualarında yan yana yaşaması, bu geleneklerin ortak köklerden beslendiğini gösterir.

İran ve Arap gelenekleri

İslam dünyasındaki rûznâmeler, Sâsânî İran'ının gün geleneklerinden ve Arapların yıldızlara dayanan hava takviminden de beslenmiştir. Eski İran takviminde ayın her gününün bir adı ve bir koruyucusu vardı; Araplar ise yıldızların doğuşu ve batışıyla yağmuru ve mevsimleri tahmin eden envâ bilgisine sahipti. Bu iki gelenek, Yunan astrolojisiyle birleşerek İslam dünyasında zengin bir ihtiyârât ve rûznâme literatürü doğurdu.

İslam Dünyasında Uğurlu Gün İnancı ve Eleştirisi

Rûznâmelerdeki “nahs gün” kavramı Kur'an'da geçen bir ifadeye dayanır. Fussilet sûresinin 16. âyetinde, Âd kavmine gönderilen dondurucu fırtınanın “uğursuz günlerde” (fî eyyâmin nahisât) estiği anlatılır; Kamer sûresinin 19. âyetinde de aynı olay “sürekli uğursuz bir gün” (fî yevmi nahsin müstemir) olarak geçer. Rûznâme yazarları bu ifadeleri alıp ayın belirli günlerine yerleştirmiş ve “eyyâm-ı nahisât” kavramını bir günler listesine dönüştürmüştür.

Ancak bu yorum İslam âlimleri arasında hiçbir zaman genel kabul görmedi. Pek çok âlim, âyetlerdeki uğursuzluğun belirli bir kavmin başına gelen belirli bir olayla ilgili olduğunu, takvimdeki günlerin kendiliğinden uğurlu ya da uğursuz olmadığını vurguladı. Hz. Peygamber'den nakledilen ve “Hastalık bulaşması (kendiliğinden) yoktur, uğursuzluk inancı yoktur, baykuşta uğursuzluk yoktur, Safer'de de uğursuzluk yoktur” anlamına gelen hadis, bu eleştirilerin en güçlü dayanağı oldu. Halk arasında Safer ayının uğursuz sayılmasına karşı söylenen bu söz, rûznâme kültürüne de bir cevaptır.

Bu iki tutum Osmanlı'da yan yana yaşadı: sarayda müneccimbaşının hesapladığı eşref saatler ve mecmualarda kopyalanan rûznâmeler, âlimlerin bu konudaki tartışmalarıyla birlikte var oldu. Rûznâmeler de kendi sınırlarını bilerek yazılmıştır: incelediğimiz metin her günün sonunu “gaybı Allah bilür”, yani “bilinmeyeni Allah bilir” diyerek kapatır.

Hicri Aylar ve Halk İnançları

Rûznâmeler ayın günleriyle ilgilenir; ama halk arasında hicri ayların kendilerine de anlamlar yüklenmiştir. Bu inançların bir kısmı dinî günlerden, bir kısmı ise İslam öncesine uzanan eski geleneklerden gelir.

Muharrem, hicri yılın ilk ayıdır ve adı “dokunulmaz, haram kılınmış” anlamına gelir; eski Arap geleneğinde savaşın yasak olduğu dört aydan biridir. Bu ayın onuncu günü olan Aşure, Anadolu'da kazanlarla pişirilen ve komşulara dağıtılan aşure tatlısıyla anılır.

Safer, halk arasında yüzyıllar boyunca uğursuz sayılmış bir aydır. Özellikle Safer'in son çarşambası, “Âhir Çarşamba” adıyla anılır; halk arasında o gün yeryüzüne çok sayıda belanın indiğine inanılır, belalardan korunmak için dualar okunur ve sadaka verilir. Rûznâmelerin nahs günleri gibi, Safer inancı da âlimlerin eleştirdiği halk inançlarındandır; daha önce andığımız “Safer'de uğursuzluk yoktur” anlamındaki hadis, tam da bu inanca bir cevap olarak nakledilmiştir. Safer ayı sona erdiğinde “Safer'den kurtulduk” anlamında sevinilir, Rebîülevvel ayı bu yüzden “ay başı mübarek olsun” dilekleriyle karşılanırdı.

Rebîülevvel, Mevlid Kandili'nin bulunduğu aydır; adı “ilk bahar” demektir. Receb, Şâban ve Ramazan birlikte “Üç Aylar” olarak anılır; Regaib, Miraç ve Berat kandilleri bu aylardadır ve Ramazan'ın son on gecesinden biri Kadir Gecesi'dir. Şevvâl Ramazan Bayramı'yla, Zilhicce hac ve Kurban Bayramı'yla açılır.

Bu ayların hepsi, Ay'ın yeni hilaliyle başlar. Osmanlı'da Ramazan ve bayram hilallerini gözlemek için yüksek tepelere ve minarelere çıkılır, hilali görenlerin tanıklığı kadıya bildirilir, ayın başladığı top atışlarıyla duyurulurdu. Hilalin görülüp görülmemesi, bütün bir şehrin ertesi gün oruç tutup tutmayacağını belirlerdi.

Bir Rûznâme Günü Nasıl Yazılır?

Ay günlerine göre yazılmış rûznâmelerde her gün aşağı yukarı aynı düzenle anlatılır. Sultan Mahmud'a nispet edilen ve “Hazâ Kitâb-ı Sultân Mahmûd” başlığını taşıyan, yedi varaklık düzyazı bir rûznâme nüshası bu düzeni çok açık biçimde gösterir. Bu nüshadaki bir gün beş parçadan oluşur:

  1. Günün olayı: O güne bağlanan kutsal ya da tarihî bir olay. Örneğin 1. gün Âdem'in yaratıldığı, 2. gün Havva'nın yaratıldığı, 19. gün Lokman'ın doğduğu gün olarak anılır.
  2. Yapılacak işler: Yolculuk, alışveriş, nikâh, ekin ekmek, yeni elbise giymek, büyüklerin huzuruna çıkmak gibi işlerin o gün uygun olup olmadığı.
  3. Beden bakımı: Kan aldırmak, tıraş olmak, baş yıkamak, hamama gitmek, şifalı ot içmek gibi işler için öğütler.
  4. Hastalık ve rüya: O gün hastalananın çabuk mu iyileşeceği, o gün görülen rüyanın kaç gün içinde çıkacağı.
  5. Doğan çocuk: O gün doğan çocuğun nasıl biri olacağına dair bir söz. Örneğin 1. gün için “Oğlan doğsa zeyrek ve bahtlu ola.”, yani “zeki ve talihli olur”; 20. gün için yalnızca iki kelime: “şâ'ir ola”, yani “şair olur”.

Rûznâmelerde en sık geçen işler ne anlama geliyordu?

Rûznâmelerdeki öğütler bugün bize tuhaf gelebilir; ama her biri, dönemin gündelik hayatında çok önemli bir yere sahipti:

Bu metinlerin dili sade ve günlük hayata dönüktür. Bir köylü için ekin ekmenin, bir tüccar için yola çıkmanın, bir anne için çocuğunun doğduğu günün ne anlama geldiğini anlatır. Rûznâmelerin bu kadar sevilmesinin nedeni de budur: büyük astroloji kitaplarının karmaşık hesaplarına gerek bırakmadan, herkesin kendi gününü okuyabileceği bir rehber sunarlar.

Bu nüshanın 29 gününün tamamını, doğum sözlerini kaynaktaki yazılışıyla ve Türkçeleriyle, eski kelimelerin anlamlarıyla birlikte hicri doğum günü sayfamızda okuyabilirsin.

Rûznâmenin Gizli Deseni: Ayın Üç Dönemi

Rûznâmenin 29 gününü yan yana dizdiğimizde, ilk bakışta fark edilmeyen bir desen ortaya çıkar. Hicri ayı üç döneme ayıralım: Ay'ın büyüdüğü ilk on gün, dolunayın çevresindeki ikinci on gün ve Ay'ın küçüldüğü son dokuz gün. Nahs günlerin ikisi (3 ve 5) ilk dönemde, ikisi (13 ve 16) ikinci dönemde, üçü (21, 24 ve 25) ise son dönemdedir. Yani yedi uğursuz günün neredeyse yarısı, Ay'ın ışığını kaybettiği son dokuz güne yığılmıştır.

Büyüyen Ay · 1–10Dolunay çevresi · 11–20Küçülen Ay · 21–291234567891011121314151617181920212223242526272829
Altın: sa'd (uğurlu) · Kırmızımsı: nahs (uğursuz) · Mor: uğurlu ama uyarılı · Gri: hüküm yazılmamış. Yedi nahs günün üçü, Ay'ın küçüldüğü son dokuz günde toplanır.

Bu desen, Ay'ın büyümesini artış ve bereketle, küçülmesini ise azalma ve tükenişle ilişkilendiren çok eski bir anlayışla uyumludur. Pek çok kültürde ekin ekmek, yeni bir işe başlamak ya da bir şeyi büyütmek için Ay'ın büyüdüğü günler tercih edilmiştir. Rûznâme bu anlayışı açıkça dile getirmez; ama günlerin dağılımı, onu yazanların zihnindeki gökyüzünü ele verir.

Doğan çocuğa yazılan sözlerde de belirgin temalar vardır. “Kademi mübârek”, yani uğurlu ayak dileği 4, 12, 19, 23, 26 ve 29. günlerde, ayın her döneminde karşımıza çıkar. “Devletlü”, yani talihli ve saygın olma dileği 8, 15 ve 27. günlerde; bilgi ve akılla ilgili sözler (âlim, âkıl, müneccim, hıredmend) ise 10, 11, 14 ve 18. günlerde, Ay'ın en parlak olduğu dolunay çevresinde yoğunlaşır. Uzun ömür dileği 2, 19 ve 26. günlerde tekrar eder. Rûznâme, ayın her dönemine birkaç iyi dilek serpiştirerek hiçbir dönemi tamamen karanlık bırakmaz.

Bu desenler bize rûznâmelerin rastgele yazılmış listeler olmadığını gösterir. Onları yazanlar gökyüzünü izleyen, Ay'ın her hâlini bilen ve günlere anlam verirken bu bilgiyi kullanan insanlardı. Bir rûznâmeyi okurken aslında Ay'ın yüzyıllar önce nasıl okunduğunu da okuruz.

Bu Ayın Rûznâme Takvimi

Aşağıdaki takvim, içinde bulunduğumuz hicri ayın her gününü miladi tarihiyle birlikte gösterir ve rûznâmenin o güne yüklediği hâli renklerle işaretler. Bir güne dokunarak o günün hükmünü ve o gün doğan için yazılan sözü görebilirsin; oklarla önceki ve sonraki aylara geçebilirsin. Hicri günün bir önceki akşam gün batımında başladığını unutma.

Rûznâme takvimi
Sa'd · uğurlu günNahs · dikkat günüUğurlu ama uyarılıHüküm yazılmamış

Haftanın Günleri ve Gezegenler

Ay günlerinin yanında rûznâmelerin ikinci büyük ekseni haftanın günleridir. Antik dünyada çıplak gözle görülebilen yedi gök cismi, yani Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn, “yedi gezegen” (seb'a-i seyyâre) olarak bilinirdi. Haftanın her günü bunlardan birine bağlanır: Pazar Güneş'in, Pazartesi Ay'ın, Salı Mars'ın, Çarşamba Merkür'ün, Perşembe Jüpiter'in, Cuma Venüs'ün, Cumartesi Satürn'ün günüdür.

Bu sıralama ilk bakışta rastgele görünür; oysa arkasında zarif bir hesap vardır. Eski gökbilimciler gezegenleri gökyüzündeki hızlarına göre en yavaştan en hızlıya şöyle dizerdi: Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür, Ay. Bu diziye “Keldani sırası” denir. Günün 24 saatinin her biri sırayla bu gezegenlere verilir. 24 saat, yedi gezegenlik diziyi üç tam tur ve üç adım ilerletir; böylece her günün ilk saati, bir önceki günün ilk saatinden üç adım ötedeki gezegene düşer. Cumartesi'nin ilk saati Satürn'ünse, Pazar'ın ilk saati üç adım ötedeki Güneş'e, Pazartesi'ninki Ay'a düşer. Haftanın sırası bu yedi köşeli yıldızdan doğar:

♄︎Satürn · Cumartesi♃︎Jüpiter · Perşembe♂︎Mars · Salı☉︎Güneş · Pazar♀︎Venüs · Cuma☿︎Merkür · Çarşamba☽︎Ay · Pazartesi
Gezegenler daire üzerinde en yavaştan en hızlıya (Keldani sırası) dizilir. Haftanın günleri bu dairede üçer atlayarak ilerler: Cumartesi (Satürn) → Pazar (Güneş) → Pazartesi (Ay) → Salı (Mars) → Çarşamba (Merkür) → Perşembe (Jüpiter) → Cuma (Venüs).

Avrupa dillerinin çoğunda günlerin adları hâlâ bu gezegenleri taşır: İngilizcede Saturday Satürn'ün, Sunday Güneş'in, Monday Ay'ın günüdür; Fransızcada mardi Mars'ın, mercredi Merkür'ün, jeudi Jüpiter'in, vendredi Venüs'ün günüdür. Türkçe gün adları ise bu geleneği taşımaz; adlarını pazardan, Farsçadaki sıra sayılarından ve cuma namazından alır. Osmanlı rûznâmeleri bu yüzden günlerin gezegenlerini ayrıca yazmak zorundaydı.

GünGezegenTürkçe adının kökeni
Pazar☉ GüneşFarsça bâzâr, “pazar, çarşı”: pazarın kurulduğu gün
Pazartesi☽ Ay“Pazar ertesi”
Salı♂ MarsHaftanın üçüncü günü
Çarşamba☿ MerkürFarsça çehâr-şenbe, “dördüncü gün”
Perşembe♃ JüpiterFarsça penc-şenbe, “beşinci gün”
Cuma♀ VenüsArapça cum'a, “toplanma”: cuma namazında toplanılan gün
Cumartesi♄ Satürn“Cuma ertesi”

Haftanın günlerine dair inançlar

Haftanın günleri de Anadolu'da kendi hâlleriyle anılır. Cuma, Müslümanların toplanma ve namaz günü olarak haftanın en mübarek günü sayılır. Pazartesi ve Perşembe, Hz. Peygamber'in oruç tuttuğu günler olarak hayırlı kabul edilir; onun yolculuğa çıkmak için Perşembe gününü sevdiği de nakledilir. Bu yüzden Anadolu'da yola çıkmak, düğün yapmak ya da yeni bir işe başlamak için çoğu zaman Perşembe ya da Pazartesi seçilir.

Salı günü ise halk arasında yeni bir işe başlamak için uygun görülmez; “Salı günü iş başlanmaz” sözü hâlâ duyulur. Rumlar arasında Salı'nın uğursuz sayılmasının nedeni, İstanbul'un 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedilmesine bağlanır. Çarşamba da, özellikle Safer ayının son çarşambası nedeniyle bazı yörelerde çekinilen bir gündür. Bu inançların her biri, rûznâmelerin haftanın günlerine yüklediği hükümlerin bugüne ulaşan küçük kırıntılarıdır.

Gezegen Saatleri: Bugün Hangi Saat Kimin?

Saatnâme denilen metinler, haftanın günlerinden bir adım daha ileri gider ve günün her saatine bir gezegen verir. Burada kullanılan saatler bizim bildiğimiz 60 dakikalık eşit saatler değildir. Gündüz, gün doğumundan gün batımına kadar on iki eşit parçaya; gece de gün batımından ertesi gün doğumuna kadar on iki eşit parçaya bölünür. Bu yüzden yazın gündüz saatleri uzun, gece saatleri kısa; kışın ise tam tersidir. Bu saatlere “zamânî” ya da “mevsimî” saatler, bugünkü eşit saatlere ise “müstevî” saatler denirdi.

Günün ilk saati, gün doğumunda başlar ve o günün gezegenine aittir. Sonraki saatler Keldani sırasıyla devam eder. Örneğin Pazar günü gün doğumundan sonraki ilk saat Güneş'in, ikinci saat Venüs'ün, üçüncü saat Merkür'ün saatidir. Saatnâmeler her gezegen saatinin hangi işe uygun olduğunu anlatırdı: Jüpiter ve Venüs saatleri dilekler ve buluşmalar, Satürn saati ise ağır ve kalıcı işler için.

Aşağıda bugünün gezegen saatlerini, bulunduğun şehrin gün doğumu ve gün batımına göre görebilirsin. İçinde bulunduğumuz saat vurgulanır.

Bugünün gezegen saatleri

Gezegen saatleri hesaplanıyor…

Doğduğun Günün ve Saatin Gezegeni

Aynı sistemle doğduğun günün ve doğduğun saatin hangi gezegene ait olduğunu da bulabilirsin. Gezegen günü gün doğumunda başladığı için, gece yarısından sonra ama gün doğmadan önce doğanlar bir önceki günün gecesine sayılır. Araç ayrıca doğum saatini Osmanlı'nın ezânî saatine de çevirir.

Doğum gününün ve saatinin gezegeni

Hesap tarayıcında yapılır; bilgilerin kaydedilmez.

Ezânî Saat ve Muvakkithaneler

Osmanlı'da günü akşamla başlatan anlayış, gündelik saatlere de yansımıştı. Halkın kullandığı saat sisteminde güneşin battığı an saat 12 kabul edilirdi. Bu sisteme “ezânî” ya da “alaturka” saat denir. Gün batımından bir saat sonra saat 1, iki saat sonra saat 2 olurdu; gecenin ve gündüzün saatleri bu andan itibaren sayılırdı.

Gün batımı her gün birkaç dakika kaydığı için saatlerin de her akşam yeniden ayarlanması gerekirdi. Bu iş için büyük camilerin yanında muvakkithane denilen küçük binalar kurulmuştu. Muvakkithanelerde görevli muvakkitler, güneş saatleri, usturlaplar ve hesap cetvelleriyle namaz vakitlerini ve saat ayarını belirler; halk da saatlerini bu muvakkithanelerin önündeki büyük saatlere göre ayarlardı. İstanbul'da Beyazıt ve Eyüp Sultan gibi camilerin muvakkithaneleri bugün de ayaktadır.

Ezânî saat, rûznâmelerin akşamla başlayan günleriyle mükemmel bir uyum içindeydi. Bir kişi “Receb'in on beşinci gecesi, saat ikide doğdu” diye kaydedildiyse, bu hem hicri günün hem de doğum saatinin akşamdan sayıldığı anlamına gelir. Türkiye'de 1 Ocak 1926'dan itibaren miladi takvimle birlikte bugünkü saat sistemi resmen kabul edildi; ezânî saat ise uzun süre camilerde ve halk arasında yaşamaya devam etti.

Eşref Saat

Kısa cevap

Eşref saat, “en şerefli, en uygun vakit” demektir. Osmanlı sarayında önemli işlerin vakti, müneccimbaşının gökyüzünü hesaplayarak belirlediği eşref saate göre ayarlanırdı.

Bugün “eşref saatine denk getirmek” deyimini, birinin en keyifli, en anlayışlı anını yakalamak anlamında kullanırız: “Patrondan izni eşref saatinde iste.” Bu deyim, Osmanlı sarayının çok ciddi bir uygulamasından gelir. Bir padişahın tahta çıkışı (cülûs), bir ordunun sefere çıkışı, sadrazama mühr-i hümâyûnun teslim edilmesi, bir geminin denize indirilmesi, bir caminin ya da sarayın temelinin atılması, padişah ailesinden birinin düğünü gibi işlerin vakti rastgele seçilmezdi.

Bu işlerden önce müneccimbaşı, gökyüzündeki gezegenlerin konumlarını hesaplayarak bir zâyiçe, yani gökyüzü haritası hazırlardı. Bu haritada Ay'ın ve gezegenlerin hangi burçta olduğu, hangi gezegenlerin uğurlu açılar yaptığı incelenir, en uygun an belirlenirdi. Müneccimbaşı bulduğu vakti sadrazama bildirir, sadrazam da bir telhis ile padişaha sunardı. Belirlenen dakikada top atılır, dualar okunur ve iş başlatılırdı.

Eşref saat yalnızca saraya özgü değildi. Halk arasında da yeni bir eve taşınmak, dükkân açmak ya da nikâh kıymak için uygun vakit aranır, mahallenin bilgili kişilerine danışılırdı. Kaynaklar Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul seferine çıkışı için bile vakit gözetildiğini kaydeder.

Müneccimbaşı ve Saray Takvimi

Müneccimbaşı, Osmanlı sarayında yıldız bilimiyle uğraşan müneccimlerin başıydı. Görevleri yalnızca eşref saat belirlemekten ibaret değildi. Her yıl yeni yılın takvimini, yani rûznâmeyi hazırlar ve bunu Nevruz'da padişaha sunardı. Bu takvimler sadrazama, devlet büyüklerine ve saray mensuplarına da dağıtılırdı. Müneccimbaşı ayrıca Ramazan için imsakiyeleri düzenler, güneş ve ay tutulmalarını, kuyruklu yıldızları ve olağanüstü gök olaylarını izleyip yorumlardı.

Bu makamın en ünlü isimlerinden biri, 16. yüzyılda müneccimbaşı olan Takiyüddin'dir. Takiyüddin, III. Murad döneminde İstanbul'da Tophane sırtlarında bir rasathane kurdurdu. Rasathane 1577'de büyük bir kuyruklu yıldızı gözlemledi; ancak kısa bir süre sonra, 1580'de yıktırıldı. Bu kısa ömürlü rasathane, Osmanlı gökbilim tarihinin en parlak ve en hüzünlü sayfalarından biri olarak anılır.

Müneccimbaşılık yüzyıllar boyunca varlığını sürdürdü; 19. yüzyılda bile saray takvimleri müneccimbaşı tarafından hazırlanıyordu. Bu görev 1924'te kaldırıldı ve takvim ile vakit hesapları yeni kurumlara devredildi.

İhtiyârât: Vakit Seçme Bilgisi

Rûznâmelerin ve eşref saat hesaplarının arkasında ihtiyârât denilen bir bilgi dalı vardır. İhtiyâr Arapçada “seçmek” demektir; ihtiyârât ise bir işe başlamak için en uygun vakti seçme bilgisidir. Bu alanın en tanınmış eserlerinden biri, 13. yüzyılda Merâga Rasathanesi'ni kuran büyük âlim Nasîrüddin Tûsî'nin ihtiyârâta dair kitabıdır. Bu eser Osmanlı'da birçok kez Türkçeye çevrilmiş ve çok okunmuştur.

Bu tercümelerde vakit seçiminin temeli Ay'dır. Ay'ın gökyüzündeki hızlı hareketi şöyle anlatılır: “Kamer ayda on iki burcu devreder, her burcda iki buçuk gün durur.” Yani Ay bir ayda on iki burcu dolaşır ve her burçta yaklaşık iki buçuk gün kalır. Daha ince bir hesap için ise Ay'ın konakları kullanılır: “menâzil-i Kamer … yigirmi sekiz menzilin günde biri hükmeder”, yani Ay'ın 28 konağından her gün biri hüküm sürer.

İhtiyârât kitaplarında her konak ve her burç için uygun işler sıralanır: Ay şu konaktayken yeni elbise giymek, bu konaktayken yolculuğa çıkmak, öbüründe ev yapmak ya da ilaç içmek uygundur. Ay'ın uğurlu gezegenlerle iyi açılar yapması, uğursuz gezegenlerden uzak durması ve “yanmış” (Güneş'e çok yakın) olmaması da aranırdı. Rûznâmeler bu karmaşık hesapların halk için sadeleştirilmiş bir biçimiydi: hesap yerine ayın gününe bakmak yeterliydi.

Ay'ın 28 Konağı (Menâzil-i Kamer)

Kısa cevap

Ay, yıldızlara göre gökyüzündeki yolculuğunu yaklaşık 27,3 günde tamamlar. Eski gökbilimciler bu yolu 28 parçaya bölmüş ve her parçaya yakınındaki yıldızlardan gelen bir ad vermiştir. Ay her gece bu “konaklar”dan birinde konaklar; bu yüzden onlara menâzil-i kamer, yani “Ay'ın konakları” denir.

Konakların kökeni Arapların yıldız takvimine uzanır. Araplar her konağın işaret yıldızının sabah güneş doğmadan önce doğu ufkunda ilk kez görünmesini ve karşısındaki konağın batıda batmasını izler, buna nev derlerdi. Her 13 günde bir yeni bir konak doğar; 28 konak böylece 364 güne, yani neredeyse bir yıla yayılırdı. Yağmurlar, rüzgârlar ve sıcaklar bu doğuşlara bağlanırdı.

Benzer sistemler başka kültürlerde de vardır. Hindistan'da Ay'ın yolu 27 ya da 28 nakşatraya, Çin'de ise 28 xiu'ya bölünür. Bu sistemlerin birbirinden bağımsız mı doğduğu yoksa birbirini mi etkilediği tartışılır; ama hepsinin ortak noktası, Ay'ın yaklaşık 27–28 günlük dolanımının gökyüzünü doğal bir biçimde 27 ya da 28 parçaya bölmesidir.

Astroloji metinlerinin çoğunda konaklar, ilkbahar noktasından, yani 0° Koç'tan başlayarak her biri 12°51′ olan eşit dilimler olarak hesaplanır. Bu yazıda ve çarkta da bu yöntemi kullandık. Yalnız şunu hatırlamakta fayda var: yerkürenin ekseninin yavaş salınımı (presesyon) yüzünden yıldızlar yaklaşık iki bin yıldır bu dilimlere göre bir konak kadar ileri kaymıştır. Bu yüzden bugün gökyüzünde Şeratân yıldızları, kendi adını taşıyan dilimin değil, bir sonrakinin içinde görünür.

Aşağıdaki çarkta Ay'ın şu anda hangi konakta olduğunu görebilirsin. Bir konağa dokunarak adını, anlamını, işaret yıldızını ve Ay'ın o konağa bir sonraki girişini öğren.

Ay şu an hangi konakta?
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 Koç Boğa İkizler Yengeç Aslan Başak Terazi Akrep Yay Oğlak Kova Balık Şu anki Ay
Ay'ın konumu hesaplanıyor…

28 Konak Tek Tek

Her konağın adı, işaret yıldızları ve gökyüzündeki yeri aşağıda. Başlıktaki derece, konağın burç kuşağında başladığı yeri gösterir. Doğduğun anda Ay'ın hangi konakta olduğunu hicri doğum günü aracımızla bulabilirsin.

1. Şeratân“İki işaret” · Koç 0°

Koç takımyıldızının başındaki iki yıldız, Şeratân ve Mesartim, bu konağa adını verir; Arapça adı “iki işaret” anlamına gelen ikil bir kelimedir. Yaklaşık iki bin yıl önce ilkbahar ılımı noktası Koç takımyıldızındaydı; bu yüzden Şeratân, baharın ve yeni yılın işareti sayıldı ve konaklar listesi onunla başladı. Mesartim çıplak gözle tek görünse de küçük bir dürbünle iki ayrı yıldıza ayrılır.

İşaret yıldızı: Koç takımyıldızının β ve γ yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay sonbahar ve kış akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

2. Butayn“Küçük karın” · Koç 12°51′

“Küçük karın” anlamına gelen Butayn, Koç'un gövdesindeki birkaç sönük yıldızdan oluşur. Şehir ışıkları altında neredeyse görünmez; karanlık bir gökte ise Şeratân ile Ülker arasında küçük bir üçgen gibi seçilir. Adı, gökyüzünde hayal edilen koçun karın kısmına işaret eder.

İşaret yıldızı: Koç takımyıldızının δ ve ε yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay sonbahar ve kış akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

3. Süreyyâ“Ülker; “küçük çokluk”” · Koç 25°43′

Süreyyâ, Türkçede Ülker diye bilinen yıldız kümesidir. Arapça adı “küçük çokluk, bolluk” anlamına gelir. Yaklaşık 440 ışık yılı uzaklıktaki bu genç küme, çıplak gözle altı yedi yıldız olarak görünür; dürbünle bakıldığında onlarca mavi yıldız ortaya çıkar. Ülker'in gökyüzündeki doğuşu ve batışı Anadolu'dan Arabistan'a kadar pek çok toplulukta ekim ve hasat zamanını haber veren bir işaret olmuştur.

İşaret yıldızı: Ülker (Pleiades) yıldız kümesi. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay sonbahar ve kış akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

4. Debarân“Takip eden” · Boğa 8°34′

Debarân, Boğa'nın gözü olan turuncu dev Aldebaran'dır ve adı “takip eden” anlamına gelir; çünkü gökyüzünde Ülker'in hemen ardından doğar ve onu gece boyunca izler. Yaklaşık 65 ışık yılı uzaklıktadır. Ay bu konaktan geçerken zaman zaman Aldebaran'ın önünden geçip onu birkaç dakikalığına örter; bu olaya örtülme denir.

İşaret yıldızı: Aldebaran (Boğa'nın gözü). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay kış akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

5. Hak'a“Beyaz leke” · Boğa 21°26′

Hak'a, Avcı (Orion) takımyıldızının başındaki üç sönük yıldızın oluşturduğu küçük üçgendir. Adı “beyaz leke” ya da “saç girdabı” anlamına gelir; çıplak gözle bakıldığında bu yıldızlar gerçekten de küçük, puslu bir leke gibi görünür. Orion'un parlak omuz yıldızları Betelgeuse ile Bellatrix'in tam ortasında yer alır.

İşaret yıldızı: Avcı'nın başındaki λ ve φ yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay kış akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

6. Hen'a“Damga, iz” · İkizler 4°17′

Hen'a, İkizler takımyıldızının ayaklarındaki parlak yıldız Alhena ile çevresindeki yıldızlardır. Arapça adı, develerin boynuna vurulan “damga, iz” anlamına gelir. Alhena, burç kuşağına yakın olduğu için Ay ve gezegenler sık sık yakınından geçer.

İşaret yıldızı: Alhena (İkizler'in γ yıldızı). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay kış akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

7. Zirâ'“Dirsek, kol” · İkizler 17°09′

Zirâ', “kol, dirsek” demektir. Eski Araplar gökyüzünde İkizler'den Aslan'a uzanan dev bir aslan hayal ederdi; Zirâ' bu aslanın uzanan ön koluydu. Konağın işaret yıldızları İkizler'in iki parlak yıldızı Kastor ve Polluks'tur. Polluks turuncu bir dev yıldızdır ve çevresinde bir gezegen dolaşır; Kastor ise aslında altı yıldızdan oluşan bir yıldız sistemidir.

İşaret yıldızı: Kastor ve Polluks. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay kış sonu ve ilkbahar başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

8. Nesre“Aralık, burun” · Yengeç 0°

Nesre, “burun ucu, aralık” anlamına gelir ve Yengeç takımyıldızındaki Arı Kovanı kümesini (Praesepe) işaret eder. Karanlık bir gökte çıplak gözle küçük, bulutsu bir leke olarak görünür. 1610'da Galileo teleskobunu bu lekeye çevirdiğinde onun aslında onlarca yıldızdan oluştuğunu görmüştü. Arap geleneğinde bu leke, gökteki dev aslanın burnudur.

İşaret yıldızı: Arı Kovanı kümesi (Praesepe). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay kış sonu ve ilkbahar başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

9. Tarf“Bakış, göz” · Yengeç 12°51′

Tarf, “bakış, göz” demektir; gökteki aslanın gözünü temsil eder. Aslan takımyıldızının λ yıldızı ile Yengeç'in sınırındaki birkaç sönük yıldızdan oluşur. Göze çarpan bir konak değildir; Ay bu bölgeden geçerken yakınında parlak bir yıldız görünmez.

İşaret yıldızı: Aslan'ın λ yıldızı. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay kış sonu ve ilkbahar başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

10. Cebhe“Alın” · Yengeç 25°43′

Cebhe, “alın” demektir ve Aslan'ın başını oluşturan yıldızlardan gelir. En parlak yıldızı Regulus, yaklaşık 79 ışık yılı uzaklıkta, mavi-beyaz bir yıldızdır. Regulus burç kuşağının neredeyse tam üzerinde durduğu için Ay belirli yıllarda her ay onun önünden geçerek onu örter. Eski gökbilimciler Regulus'u gökyüzünün dört “kral yıldızı”ndan biri saymıştır.

İşaret yıldızı: Regulus (Aslan'ın kalbi). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

11. Zübre“Yele” · Aslan 8°34′

Zübre, “yele” anlamına gelir; gökteki aslanın sırtındaki yeledir. Aslan'ın δ (Zosma) ve θ yıldızlarından oluşur. Bu iki yıldız, Aslan takımyıldızının arka kısmındaki üçgenin üst köşelerini meydana getirir.

İşaret yıldızı: Aslan'ın δ ve θ yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

12. Sarfe“Değiştiren, döndüren” · Aslan 21°26′

Sarfe, “döndüren, değiştiren” demektir. Aslan'ın kuyruğundaki parlak yıldız Denebola bu konağın işaretidir. Arap halk takviminde bu yıldızın sabah ufkunda görünmesi, yaz sıcağının dönüp havanın değiştiği zamana bağlanırdı; adı da buradan gelir. Denebola yaklaşık 36 ışık yılı uzaklıkta, bize oldukça yakın bir yıldızdır.

İşaret yıldızı: Denebola (Aslan'ın kuyruğu). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

13. Avvâ“Havlayan” · Başak 4°17′

Avvâ, “havlayan” anlamına gelir ve Başak takımyıldızının kuzey kısmındaki yıldızlardan oluşur. Bu yıldızlar Arap geleneğinde aslanın ardından havlayan köpekler olarak düşünülmüştür. Başak'ın β yıldızı, Güneş'in sonbahar ılımında bulunduğu noktaya yakındır.

İşaret yıldızı: Başak'ın β yıldızı. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

14. Simâk“Silahsız (es-Simâkü'l-a'zel)” · Başak 17°09′

Simâk, Başak'ın en parlak yıldızı Spika'dır. Arap gökbilimciler ona “silahsız Simâk” (es-Simâkü'l-a'zel) adını verirdi. Yaklaşık 250 ışık yılı uzaklıktaki bu mavi yıldız, bilim tarihinde özel bir yere sahiptir: Hipparkos, Spika'nın konumunu kendinden önceki gözlemlerle karşılaştırırken yıldızların ılım noktasına göre yavaşça kaydığını, yani presesyonu fark etmiştir.

İşaret yıldızı: Spika (Başak'ın başağı). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar sonu ve yaz başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

15. Gafr“Örtü” · Terazi 0°

Gafr, “örtü” demektir. Başak takımyıldızının ayağındaki üç sönük yıldızdan oluşur. Adının, bu yıldızların sönüklüğünden, sanki bir örtüyle örtülmüş gibi görünmelerinden geldiği söylenir. Ay bu konaktan geçerken yakınında parlak bir yıldız bulunmaz.

İşaret yıldızı: Başak'ın ι ve κ yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar sonu ve yaz başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

16. Zübânâ“Kıskaçlar” · Terazi 12°51′

Zübânâ, “kıskaçlar” demektir. Bugün Terazi takımyıldızına ait olan α ve β yıldızları, Antik Çağ'da Akrep'in kıskaçları sayılıyordu; yıldızların Arapça adları da hâlâ “güney kıskaç” ve “kuzey kıskaç” anlamına gelir. Konağın adı, Terazi'nin Akrep'ten ayrı bir takımyıldız olarak tanımlanmasından önceki bu eski görüntüyü yaşatır.

İşaret yıldızı: Terazi'nin α ve β yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar sonu ve yaz başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

17. İklîl“Taç” · Terazi 25°43′

İklîl, “taç” demektir. Akrep'in başındaki üç yıldızın oluşturduğu kavisli dizidir ve gerçekten de bir tacı andırır. Ay bu konaktan geçerken çoğu zaman Akrep'in parlak kalbi Antares'e doğru ilerlediği görülür.

İşaret yıldızı: Akrep'in β, δ ve π yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay ilkbahar sonu ve yaz başı akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

18. Kalb“Kalp” · Akrep 8°34′

Kalb, “kalp” demektir ve Akrep'in kalbindeki kızıl dev Antares'i işaret eder. Antares, yaklaşık 550 ışık yılı uzaklıkta, Güneş'ten yüzlerce kat büyük bir yıldızdır. Adı Yunancada “Mars'ın rakibi” anlamına gelir; çünkü kızıl rengiyle gökyüzünde Mars'a çok benzer ve Mars yakınından geçtiğinde ikisi yan yana yarışır gibi görünür.

İşaret yıldızı: Antares (Akrep'in kalbi). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

19. Şevle“İğne, kuyruk ucu” · Akrep 21°26′

Şevle, “kalkık kuyruk, iğne” demektir. Akrep'in kuyruğunun ucundaki Şaula ve yanındaki Lesath yıldızları bu konağın işaretidir. Birbirine çok yakın duran bu iki yıldız, Türkiye'den bakıldığında güney ufkuna yakın, alçakta görülür.

İşaret yıldızı: Şaula (Akrep'in iğnesi). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

20. Neâim“Devekuşları” · Yay 4°17′

Neâim, “devekuşları” demektir. Yay takımyıldızının parlak yıldızları, Arap geleneğinde Samanyolu ırmağına su içmeye giden ve oradan dönen iki devekuşu sürüsü olarak hayal edilmiştir. Bu bölge Samanyolu'nun en yoğun, en parlak kısmına, galaksimizin merkezine doğru bakar.

İşaret yıldızı: Yay takımyıldızının yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

21. Belde“Şehir, yurt” · Yay 17°09′

Belde, “şehir, yurt” ya da “boş alan” anlamına gelir. Yay takımyıldızında parlak yıldızların bulunmadığı bir boşluğu işaret eder. Konaklar arasında yıldızıyla değil, yıldızsızlığıyla tanınan tek konaktır.

İşaret yıldızı: Yay'ın yıldızsız bir bölgesi. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

22. Sa'dü'z-Zâbih“Kurban edenin talihi” · Oğlak 0°

Sa'dü'z-Zâbih, “kurban edenin talihi” demektir. Oğlak'ın boynuzundaki α ve β yıldızlarıyla tanınır. α Oğlak, keskin gözlü biri için çıplak gözle bile iki ayrı yıldıza ayrılabilen bir çifttir. Konağın adı, bu yıldızların yanındaki sönük bir yıldızın kurbanlık bir hayvana benzetilmesinden gelir.

İşaret yıldızı: Oğlak'ın α ve β yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz sonu ve sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

23. Sa'dü Bula'“Yutanın talihi” · Oğlak 12°51′

Sa'dü Bula', “yutanın talihi” anlamına gelir. Kova takımyıldızındaki birkaç yıldızdan oluşur; adı, bu yıldızlardan birinin parlaklığıyla yanındakini “yutuyormuş” gibi görünmesine bağlanır. Arap geleneğinde adı “sa'd”, yani talih ile başlayan dört konak art arda gelir; bu, onların ikincisidir.

İşaret yıldızı: Kova'nın μ ve ν yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz sonu ve sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

24. Sa'dü's-Suûd“Talihlerin talihi” · Oğlak 25°43′

Sa'dü's-Suûd, “talihlerin talihi” demektir ve dört talih konağının en uğurlusu sayılır. İşaret yıldızı Sadalsuud, Kova takımyıldızının en parlak yıldızıdır ve sarımsı bir süperdevdir. Arap halk takviminde bu yıldızın sabah doğuşu kışın sona erip yağmurların ve baharın yaklaştığı zamana bağlanırdı.

İşaret yıldızı: Sadalsuud (Kova'nın β yıldızı). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz sonu ve sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

25. Sa'dü'l-Ahbiye“Gizlilerin talihi” · Kova 8°34′

Sa'dü'l-Ahbiye, “çadırların talihi” ya da “gizli şeylerin talihi” diye çevrilir. Kova'nın su testisi diye bilinen, Y harfine benzeyen küçük yıldız grubunu işaret eder. Adının, bu mevsimde toprak altındaki canlıların ortaya çıkmasına ya da çadırların kurulmasına bağlandığı anlatılır.

İşaret yıldızı: Kova'nın γ yıldızı. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay yaz sonu ve sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

26. Fergu'l-Mukaddem“Ön kova ağzı” · Kova 21°26′

Fergu'l-Mukaddem, “ön kova ağzı” demektir. Pegasus'un büyük karesinin iki batı köşesindeki Markab ve Scheat yıldızlarıyla tanınır. Arapçada Kova burcunun adı da “Delv”, yani kovadır; Osmanlı astroloji metinlerinde Kova burcu bu adla anılır. Gökyüzündeki dev kare, bu kovanın ağzı olarak düşünülmüştür.

İşaret yıldızı: Pegasus'un α ve β yıldızları. Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

27. Fergu'l-Muahhar“Arka kova ağzı” · Balık 4°17′

Fergu'l-Muahhar, “arka kova ağzı” demektir ve Pegasus karesinin öteki iki köşesi olan Algenib ile Alpheratz'ı işaret eder. Böylece iki konak birlikte, sonbahar akşamlarında gökyüzünün tepesinde kolayca seçilen büyük kareyi oluşturur.

İşaret yıldızı: Pegasus'un γ yıldızı (Algenib). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

28. Batnü'l-Hût“Balığın karnı” · Balık 17°09′

Batnü'l-Hût, “balığın karnı” demektir ve Andromeda'nın parlak yıldızı Mirach ile tanınır; bu konak er-Rişâ, yani “ip” adıyla da anılır. Mirach'ın hemen yakınında, karanlık bir gökte çıplak gözle görülebilen Andromeda Galaksisi yer alır. 10. yüzyılda yaşamış gökbilimci Abdurrahman es-Sûfî, bu galaksiyi “küçük bulut” olarak kaydetmiştir; yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı uzaklıktaki bu galaksi, çıplak gözle görülebilen en uzak nesnelerden biridir.

İşaret yıldızı: Andromeda'nın β yıldızı (Mirach). Bu konağın bulunduğu gökyüzü bölgesi Türkiye’den en kolay sonbahar akşamları, hava karardıktan sonra izlenir.

Rûznâmeler Nasıl Çoğaldı?

Matbaanın yaygınlaşmasından önce rûznâmeler el yazmasıyla çoğaldı. Bir müstensih, yani kâtip, elindeki nüshayı kopyalar; o kopya başka birine ödünç verilir, oradan yeni kopyalar çıkardı. Rûznâmeler çoğu zaman tek başına bir kitap olarak değil, mecmualar içinde yer aldı. Mecmua, bir kişinin beğendiği şiirleri, duaları, tarifleri, ilaç reçetelerini ve faydalı bilgileri bir araya topladığı kişisel bir derlemeydi. Bir mecmuanın içinde bir gazel, bir kahve tarifi ve bir rûznâme yan yana bulunabilirdi.

Bu kopyalama süreci metinleri sürekli değiştirdi. Bir kâtip bir satırı atlar, bir başkası kendi bildiği bir hükmü ekler, bir üçüncüsü bir kelimeyi farklı okurdu. Bu yüzden iki rûznâme nüshası hiçbir zaman tam olarak aynı değildir. Nahs günlerin listesi bile nüshadan nüshaya küçük farklılıklar gösterebilir. İncelediğimiz nüshada 9. günün satırının boş kalması, bu sürecin bugüne ulaşan küçük bir izidir.

19. yüzyılda matbaa yaygınlaştıkça takvimler de basılı hâle geldi. Yıllık takvimler, cep takvimleri ve duvar takvimleri; namaz vakitlerini, ezânî ve alafranga saatleri, Ay'ın evrelerini, kandilleri ve halk takviminin önemli günlerini bir araya getirdi. Osmanlı'nın ilk resmî gazetesinin adının da Takvîm-i Vekâyi, yani “olayların takvimi” olması, takvim kelimesinin o dönemde ne kadar geniş bir anlam taşıdığını gösterir.

Bugün hâlâ evlerin mutfaklarında asılı duran yaprak takvimler, bu geleneğin en sevimli devamıdır. Her sabah koparılan yaprakta günün tarihi, hicri tarihi, namaz vakitleri, Kasım ya da Hızır'a kalan gün sayısı, bir atasözü ya da bir yemek önerisi yer alır. Rûznâmenin “her güne bir söz” geleneği, bu küçük yapraklarda yaşamaya devam ediyor.

Ay'ı ve Konaklarını Gökyüzünde İzlemek

Rûznâmelerin ve konakların yazıldığı dünyada gökyüzü, herkesin her gece baktığı bir kitaptı. Bugün şehir ışıkları bu kitabın sayfalarını soldurmuş olsa da Ay hâlâ en kolay okunan sayfadır. Ay'ı birkaç gece üst üste izlemek, bu yazıda anlatılan her şeyi kendi gözünle görmenin en güzel yoludur.

İlk bilinmesi gereken şey, Ay'ın her gün bir öncekinden ortalama 50 dakika kadar geç doğmasıdır. Yeni hilal akşam güneşin hemen ardından batı ufkunda görünür; ilk dördün gün batımında güney göğündedir; dolunay güneş batarken doğudan yükselir; son dördün ise gece yarısı doğar ve sabah göğünde kalır. Hicri ayın gününü bildiğinde, bu akşam Ay'ı nerede arayacağını da bilirsin.

İkinci güzel gözlem, Ay'ın yıldızlara göre hareketidir. Ay, gökyüzünde her saat kendi çapı kadar doğuya doğru kayar. Parlak bir yıldızın, örneğin Regulus'un ya da Aldebaran'ın yanında duran Ay'ı birkaç saat arayla izlersen, yıldızla arasındaki mesafenin değiştiğini fark edersin. Eski gökbilimcilerin Ay'ın yolunu konaklara bölmesi de bu gözle görülür hareketten doğmuştur. Ay bazen bir yıldızın tam önünden geçer ve onu bir süreliğine örter; Ülker kümesinin önünden geçişi, dürbünle izlenebilecek en güzel gök olaylarından biridir.

Hilal evrelerinde Ay'ın karanlık kısmına dikkatle bakarsan, onun tamamen kaybolmadığını, soluk kül rengi bir ışıkla seçilebildiğini görürsün. Bu ışık, Dünya'dan yansıyan güneş ışığının Ay'ı aydınlatmasıdır ve “Dünya ışığı” diye anılır. Bu olayın doğru açıklamasını ilk yapanlardan biri Leonardo da Vinci'dir. İlk dördün ve son dördün evrelerinde ise aydınlık ile karanlığın sınırında Ay'ın kraterleri ve dağları en belirgin hâliyle görünür; küçük bir dürbün bile bu manzarayı açmaya yeter.

Rûznâme ile Doğum Haritası Astrolojisi Arasındaki Fark

Rûznâmeler astroloji geleneğiyle iç içe gelişmiştir ama doğum haritası astrolojisinden farklı çalışır. Bir doğum haritası, doğduğun anda Güneş'in, Ay'ın ve bütün gezegenlerin burçlardaki ve evlerdeki yerlerini, birbirleriyle yaptıkları açıları hesaplar. Bunun için doğum tarihine, saatine ve yerine dakikası dakikasına ihtiyaç vardır; ortaya çıkan harita yalnızca sana özgüdür.

Rûznâme ise tek bir bilgiye bakar: ayın kaçıncı günü olduğuna. Bu bilgi aslında Ay'ın Güneş'e göre konumunu, yani evresini anlatır. Ay'ın hangi burçta olduğu, gezegenlerin konumları ya da doğum saati rûznâmenin hesabına girmez. Bu yüzden rûznâme, aynı ayın aynı gününde doğan herkese aynı sözü söyleyen sade bir halk takvimidir; doğum haritası ise bireysel ve ayrıntılı bir okumadır.

İkisinin arasında ihtiyârât durur. İhtiyârât, bir işe başlamak için gökyüzünün en uygun hâlini arar; bunun için Ay'ın burcuna, konağına ve diğer gezegenlerle ilişkisine bakar. Saraydaki eşref saat hesapları bu türdendi. Rûznâme, ihtiyârâtın en sadeleştirilmiş biçimi olarak düşünülebilir. Doğduğun anda Ay'ın hangi burçta olduğunu ve bunun doğum haritandaki anlamını merak ediyorsan Ay burcu nedir? yazımıza göz atabilirsin.

Rûznâmeyi Bugün Nasıl Okumalı?

Rûznâmeler, bir zamanlar insanların gündelik kararlarına yön veren metinlerdi. Bugün onları aynı şekilde kullanmak zorunda değiliz; ama onları okumak bize başka değerli şeyler verir. Her şeyden önce, atalarımızın zamanla nasıl bir ilişki kurduğunu gösterir. Onlar için gün yalnızca saatlerden ibaret değildi; her günün bir hâli, bir hikâyesi, bir rengi vardı.

Rûznâmeler ayrıca dilimizin unutulmuş kelimelerini korur. “Zeyrek”, “sayru”, “tiz”, “yaraşık”, “hıredmend” gibi kelimeler, bu metinlerde yüzyıllardır bizi bekler. Bir rûznâme cümlesini okumak, bir anlamda büyük büyükannelerimizin konuştuğu Türkçeyi duymaktır.

Son olarak, rûznâmeler gökyüzüne bakmayı hatırlatır. Ay'ın hangi gününde olduğumuzu, bu akşam Ay'ın nasıl görüneceğini, hangi yıldızın yanından geçtiğini bilmek, şehir ışıklarının arasında kaybettiğimiz bir bağı yeniden kurar. Rûznâmenin sert sözlerini bir kehanet olarak değil, geçmişin bir sesi olarak okumak; güzel sözlerini ise bir dilek olarak kalbimizde taşımak, bu metinlere en çok yakışan okumadır.

Kendini Dene

Yazıda öğrendiklerini altı kısa soruyla test et. Her sorudan sonra kısa bir açıklama göreceksin.

Rûznâme bilgi testi

1. Rûznâme kelimesindeki “rûz” ne demektir?

2. Ay günlerine göre yazılmış rûznâmelerde hangisi nahs günler arasında yer alır?

3. Osmanlı'nın ezânî saatinde saat 12 hangi andır?

4. Gezegen saatleri sistemine göre Cumartesi gününün ilk saati hangi gezegene aittir?

5. Ay, burç kuşağındaki yolculuğunu yaklaşık kaç günde tamamlar?

6. Osmanlı'da önemli işlerin vaktini kim belirlerdi?

Sık Sorulan Sorular

Rûznâme nedir?

Rûznâme, Farsça “gün” anlamına gelen rûz ile “yazı, kitap” anlamına gelen nâme kelimelerinden oluşur. Osmanlı'da hem yıllık takvim anlamında kullanılmış hem de ayın, haftanın ya da yılın günlerinin uğurlu mu uğursuz mu olduğunu, hangi gün hangi işin yapılıp yapılmayacağını anlatan metinlere ad olmuştur.

Rûznâmede uğursuz (nahs) günler hangileridir?

Ay günlerine göre yazılmış rûznâmelerde en sık rastlanan liste, hicri ayın 3, 5, 13, 16, 21, 24 ve 25. günleridir. Bu günlere “eyyâm-ı nahisât”, yani uğursuz günler denir. Farklı rûznâmelerde bu liste küçük farklılıklar gösterebilir.

Sa'd ve nahs ne demek?

Sa'd uğur, talih ve mutluluk; nahs ise uğursuzluk ve talihsizlik demektir. Klasik astrolojide Jüpiter büyük uğur (sa'd-ı ekber), Venüs küçük uğur (sa'd-ı asgar); Satürn büyük uğursuzluk (nahs-ı ekber), Mars küçük uğursuzluk (nahs-ı asgar) sayılırdı. Rûznâmeler bu kavramları günlere uygular.

Eşref saat nedir?

Eşref saat, “en şerefli, en uygun vakit” demektir. Osmanlı sarayında önemli işlerin, örneğin bir padişahın tahta çıkışının, bir seferin başlangıcının, bir sadrazama mühür verilmesinin ya da bir geminin denize indirilmesinin vakti müneccimbaşının hesaplarıyla belirlenirdi. Bugün “eşref saatine denk gelmek” deyimi, birinin en uygun ve keyifli anını yakalamak anlamında kullanılır.

Müneccimbaşı kimdir?

Müneccimbaşı, Osmanlı sarayında takvim hazırlamak, namaz vakitlerini ve imsakiyeleri düzenlemek, gök olaylarını izlemek ve önemli işler için uygun vakti belirlemekle görevli baş müneccimdi. Bu görev 1924'te kaldırıldı.

Gezegen saatleri nedir?

Gezegen saatleri, gündüzü gün doğumundan gün batımına, geceyi de gün batımından ertesi gün doğumuna kadar on ikişer eşit parçaya bölen ve her parçayı sırayla bir gezegene veren eski bir sistemdir. Günün ilk saati o günün gezegenine aittir; haftanın günlerinin sırası da bu sistemden doğmuştur.

Ezânî saat nedir?

Ezânî ya da alaturka saat, güneşin battığı anı saat 12 kabul eden ve günü akşamla başlatan Osmanlı saat sistemidir. Saatler her akşam yeniden ayarlanırdı. Türkiye'de 1 Ocak 1926'dan itibaren bugünkü saat sistemine geçildi.

Ay'ın 28 konağı (menâzil-i kamer) nedir?

Ay gökyüzündeki yolculuğunu yaklaşık 27,3 günde tamamlar. Eski gökbilimciler bu yolu 28 eşit parçaya bölmüş ve her birine yakınındaki yıldızlardan gelen bir ad vermiştir. Ay her gece yaklaşık bir konak ilerler; bu konaklar hem takvim hem de ihtiyârât, yani uygun vakit seçimi için kullanılmıştır.

Rûznâmeler dinî metin midir?

Hayır. Rûznâmeler dinî kavramlardan ve kıssalardan yararlanan halk metinleridir. İslam âlimleri arasında bu tür uğur ve uğursuzluk inançlarına mesafeli duranlar çoktur; Hz. Peygamber'in “uğursuzluk inancı yoktur, Safer'de uğursuzluk yoktur” anlamındaki hadisi de bu eleştirilerin dayanaklarından biridir.

Doğduğum gün rûznâmeye göre hangi gündü?

Bunun için doğum tarihini hicri takvime çevirmen ve gün batımından sonra doğduysan bir gün eklemen gerekir. Hicri doğum günü hesaplama aracımız bunu senin için yapar ve rûznâmede o gün doğan için yazılan sözü gösterir.

Rûznâme ile rûznâmçe aynı şey mi?

Kökleri aynıdır ama anlamları farklıdır. Rûznâmçe, Osmanlı maliyesinde günlük gelir ve giderlerin kaydedildiği defterdir; bu defterleri tutan büroya da Rûznâmçe Kalemi denirdi. Rûznâme ise takvim ve günlerin hükümlerini anlatan metinler için kullanılır.

Âhir Çarşamba nedir?

Âhir Çarşamba, hicri Safer ayının son çarşambasıdır. Halk arasında o gün yeryüzüne çok sayıda belanın indiğine inanılır; belalardan korunmak için dualar okunur ve sadaka verilir. Bu inanç da rûznâmelerdeki uğursuz gün inancı gibi âlimlerin eleştirdiği halk inançlarındandır.

Hızır ve Kasım günleri nedir?

Anadolu halk takviminde yıl iki yarıya ayrılır: 6 Mayıs'ta başlayan Hızır günleri yazı, 8 Kasım'da başlayan Kasım günleri kışı temsil eder. Hıdrellez, Hızır günlerinin başlangıcında kutlanır.

Salı günü neden uğursuz sayılır?

Halk arasında Salı günü yeni bir işe başlanmaması gerektiğine inanılır. Rumlar arasında bu inanç, İstanbul'un 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedilmesine bağlanır. Bu tür inançlar, haftanın günlerine hüküm yükleyen rûznâme geleneğinin günümüze ulaşan izleridir.

Rûznâme, bir takvimden çok daha fazlasıdır: Babil'in gün listelerinden Hesiodos'un dizelerine, Osmanlı sarayının eşref saatlerinden mahalle aralarında okunan mecmualara uzanan, insanlığın zamanla kurduğu en eski ilişkinin bir kaydıdır. Ayın hangi gününde doğduğunu ve o gün için ne yazıldığını merak ediyorsan, aracımız seni bekliyor.

Doğduğun gün Ay takviminde kaçıncı gündü?

Doğum tarihini gir; hicri takvimdeki gününü, o geceki Ay'ı ve rûznâmede o gün doğan için yazılan sözü öğren.

Hicri doğum günümü hesapla
İlgili İçerikler

Astro Yuvam içerikleri öz-farkındalık ve rehberlik amaçlıdır. Rûznâme hükümleri tarihî metinlerin aktarımıdır; bir kehanet ya da öneri değildir.

Bugünün hicri tarihi tarayıcıdaki Ümmü'l-Kurâ takvimiyle; gezegen saatleri, gün doğumu ve batımı ile Ay'ın konumu astronomik hesaplarla tarayıcında hesaplanır. Konaklar 0° Koç'tan başlayan eşit dilimlerle gösterilir.

← Tüm yazılar: Yıldız Günlüğü